09 Şubat 2010

"bu kadar komik olan nedir yea"

bizim veletleri daha önce şuralarda ve buralarda yazmıştım.

bu sabah, bunlardan, aile eşrafının kaan, benimse bilge kaan olarak seslendirdiğim erkek olanının bademciklerini aldırdık.. sabahın köründe ameliyathane kokusu.. nip tuck izi aradım bizim ameliyathanede, alet edavatın farklılıklarını bırak dokunmadan açılan bir müzik seti bile yok lan :P

şimdi biz tabi bilge kaan'ı eğlendiricez diye türlü şebeklikler yaparken bir an herkes boş boş gülmeye başladı. ama bebek kafası bu yer mi ! "bu kadar komik olan ne yaaa" dedi 3 buçuk yaşındaki kaan.. töbe estağfurullah.. tabi sonra ameliyathaneye götürülürken bi hayli ağladı. o ağlarken kucağımdaki ikibuçuk yaşındaki özge'nin "kaan niyee ağlıyooo" sorusuna bir an cevap veremesem de "aa bak kar yağmıışşş" diyip geçiştirdim.

iyi geçti ameliyat, moraller süper.

kuzen cumhuriyetinden bir diğeri ise "abi bu hastaneler çok değişik kokuyor, sanki diğer tarafın kokusu var" dedi. onu da "olm yürü git anarşik anarşik gonuşma" diye tersledim.

işte böyleyken böyle.
herkese virüssüz mikropsuz maytsız günler diliyorum.

öptm kib bye
okanitto

08 Şubat 2010

sayenizde kendimi bi "şey" zannettim

" evet nerde kalmıştık "

müziği 57 kez bırakıp 58. kez tekrar başlayan adnan şenses'im ben.. ara bitti oyuna devam.

hacı canım sıkkın. biliyosun durumları.. kitchen'da yazıları gördükçe de böyle devam edecek. bu nedenle ben o yazılara bir şeyler daha eklemek, yazmak istiyorum be!

bu cidden çok önemli bir konu değil. yani ne benim bırakmam ne de ara vermem felan. cidden. ama biraz daha saçmalamak istedim.. 2 kişiden daha fazlasını özlemek istemediğim için buralarda olmak, yine yazmak istedim..

valla pek sağolun. sayenizde kendimi bi şey zannettim.

soul kitchen da devam edecek ulan. işte filmdir müziktir başlık yapıcam, bir iki resim bi kaç cümle bi şeyler olcak. buyurmaz mıydınız ?
THE SOUL KITCHEN

öptm kib bye
okanitto

06 Şubat 2010

ey hafıza! kanıyor ne varsa süzdüğün..

biraz ara verdim..

öptm kib bye
okanitto

05 Şubat 2010

facebook facebook her gün aradım durdum

facebook'tan bazı eş dost iletilerini siz pek kıymetli musiki dostları ile paylaşmaya karar verdim.. gizli saklı kalıyor bazı şaheserler hem gülelim hem düşünelim sevgili hayvan dostları.. kah gülüp kah düşünebiliriz de sevgili çevre dostları..

evet buyrun burdan yakın:

-- "Kapali alanda Sigara icmenin cezasi 62 lira, kapali alanda tacizin cezasi 53 lira.. Parayi tacize yatiralim demistim ben" diye yazmış almanya'dan bir arkadaş. kendisindeki totolojik cevheri görebiliyorum.

- "pooffffff" yazmış filipinlerden bir arkadaş. ben bunları anlamıyorum. valla. niye facebook iletisine poffff yazılır hacı.

--"meclis oturumu trt'de izlenir" diye yazmış beyaz rusya'dan bir arkadaş. sanırım oturum nedeniyle mac yayinini kesen trt'ye sitem. çok zekiyim çat diye anladım.

-- "Cebimde duracagina gardrobumda dursun" diye yazmış güney kore'den bir akadaşım. işte gerçekler tüm çıplaklığıyla burda. bu kadar yea! kasmayalım hepimiz yapıyoruz bunu.

-- "Beni isiniz oldugu zaman aramayin, isiniz olmadiginda da arayin isi olup arayanin a.k........hele sen hic arama beni" diye yazmış meksika'dan bir arkadaşım. inşallah bana yazmammıştır.

--"Insomnia" diye yazmış çorum'dan bir arkadaşım. 3 kisi de like'lamış. neyi like'lıyon lan öküz.. hayır iki saat gec uyudun diye insomnia'li cumleler kurmak güzeldir de like'layanlara ne demeli..

--"Arz-i hal etmeye cana seni bulamam / seni tenha bulacak kendim asla bulamam.." diye yazmış lübnan'dan bir arkadaşım. hacı bu nasıl bir sözdür yea! kimin lan bu.

-- bir de eskilerden geldi bak aklıma şimdi "yerinde olsam, beni alır dağa çıkarır, sabaha kadar ne yapmazdım" yazmıştı bir arkadaş. bunun nerden olduğunu söylemicem. hanımefendi bir arkadaştı.. iletinin sonunda da göz kırpan suratımsı vardı.. ben bişey demiyorum buna.

öptm kib bye
facebook'a bayılan okanitto

03 Şubat 2010

kendimi yalniz hissediyorum diyen birine, peki neler hissediyorsun diye sormak

"sevgili dediğin duşakabin kapağı gibi olacak arkadaş. kapaklar birleştiğinde o cıkırt sesi gelmiyorsa su alır ilişki.. banyo ıslanır anne kızar. işte ailenin ilişkilerdeki rolü.."

blog bana sevgili bul lan allahsız.
ama iireç çikin bi insanım peşin söyliyim.

boşa mı lan uğraşlarım
nefesimi yemeğimi soğutmak için mi kullanayım?
he?
olm biraz bağırsana sesin az geliyo

13-15 şubat arasında yıllık iznimin bir bölümünü kullanacağımdan dünya üzerinde olmayacağım.. önemli ve süreli işleriniz için bip sesinden sonra not bırakın.
ben bu sevgililer gününün ta biiiiiiiiiippp

öptm kib bye
okanitto

*başlık beni deli ediyor mor

kenan daha tatlıtuğ diyolla

[ofis, 11 suları..]

- bu ezel ne menem* bir diziymiş arkadaş, sokaklarda köpek bile yoktu yea

.. dedi arkadaş.

-hakikaten mi yea.

.. dedim ben de:

-diziden o kadar bihaberim ki bırak diziyi sokaktaki olmayan köpeklerinden bile haberim yok.

ayrıca bu vesileyle "türk dizisi miğğ izliyosınaağğğzzz" diyenlerden tiksindiğimi ama yine de bunu yüzlerine karşı söylemediğimi belirtmek istiyorum.. ben geniş aile'yi seviyorum ama kaçırıyorum hep.

ayrıca bu ara kendimi korsan dvd'ye verdim. dvd'nin arkasında filmin kaç dakika olduğunu gösteren bilgi varsa sorun yok koy sepete. yalnız unutma ki bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır. saydım izlenmeyi bekleyen 20 filmim varmış. e pardon waltz with bashir'le 21.

korsandır, download'dur, ayıptır günahtır diyenleri anlıyorum ama oscar adayları açıklandı daha 3 tanesini seyretmiş değilim. naapcaz. eskiler de pahalı. ayın ürünü olarak sepete düşmesini bekleyemem. ööfff valla ben de yapmak istemiyorum ama oluyor işte.

öptm kib bye
okanitto

*ne mene diye de söylenebiliyormuş aslında evet jwl. araştırdım buldum. galatı meşhur oluyormuş hatta bu da. hayat ne güzel galat-ı meşhur felan.

01 Şubat 2010

ta taaa

süper şahane sitelerin acaba nasıl ortaya çıktığını hep merak etmiş biri olmuşumdur. yıllar sonra ah vah etmemek için şimdiden girmek ve takip etmek lazım.. yüzyıllardır süren hediye sorunlarına da ilaç olacak diyorum. dedim.

buyrun burdan yakın: http://www.nesterens.blogspot.com/

burda da doğum sancıları anlatılmış: http://osurtkanrakun.blogspot.com/2010/02/ta-taaaa.html

bro ellerine sağlık!

öptm kib bye
okanitto

28 Ocak 2010

çok cins bi mim bu! bi mim bu bi mim bu (nakarat)

efsunlu eliza beni mimlemiş ve 7 cinsliğimi sipariş etmişti, ancak Jilet araya girip bir kaç yumruk darbesiyle mim'i değiştirdi ve soul kitchen trio'nun birbirlerine karşı olan cinsliklerini sipariş etti..

evet WW ve Jilet'i okuyanlar bir de böyle okusun, okumayanlar nihayet okusun diye buyrun:

önce bağyanlar:

WW:

- bişeyi de bilme arkadaş..
- acaip yazıyor ya gıcık oluyorum. bu biraz da bir üstteki gıcıklıkla bağlantılı.. bir şeyi de bilme demiştim ya! bildiklerini bi kere güzel yazamasan noolurdu.. bir kelimeler böyle alengirli, bi göndermeler oraya buraya.. allahım bırak okumayı, hayatımda ilk kez duyduğum adamlardan böyle bi alıntılar felan.
- nostaljik gıcıklık bölümü: evlendiğinde gelmez bi daha buralara diye gıcık olmuştum. neyse bu geçti.
- bazen düşündürüyor beni, delirtiyor. . ulan yea ne yazmış diyorum.. zeki şey!

şimdi beyler:

Jilet:

- öncelikle bu adamın cool tavırlarına gıcık oluyorum. coolmuş gibi yapmıyo lan resmen: cool. ses tonu felan da öyle! artis
- bi gün çat diye beni aradı. abi rahatlığa bak, ben çekiniyorum işte buna. tamam kendisini blogdan tanıdım ve acaip sevdim ama ben yine de yapamazdım. gıcık oluyorum lam sana, ben de yapmak istemiştim ne var yani :))
-neyi ne için yaptığını veya yapamadığını iyi biliyor. ben bunu her zaman yapamam ondan gıcık oldum.. mesela neden el yazısının kötü olduğunu bi anlatsın da okuyun. yazacakları bir yana, problemin cevabını nasıl bulduğunu, bildiğini görün. zeki şey.
- duruyo duruyo bi laf ediyo ve cuk oturtuyo.. ulan ben de o kadar laf ediyorum ama cuk sesi gelmiyor. geliyo mu?
- bi de beşiktaşlı tabi. pardon 8taşlı..

WW ve Jilet ikinize birden:

- izmir muhabbetlerini çok kıskanıyorum.
- bunların ikisinin de boyu uzunmuş gıcık oldum. neyse aslanlar gibi 175 santim boyum var, işte yumurta topuk felan 180.
- benden çok okumuş ve izlemiş olmalarına gıcık oluyorum..
- bunlarla yazışırken ben çok gülüyorum valla çok komikler, ulan ama onlar gülmüyo mudur acaba diye gıcık oluyorum. ben de komiğim lan gülsenize lan :P
- bi kendi yazılarıma bakıyorum bir de onlarınkine, sonuç: ben blogların serdar ortaç'ıyım, bakkal yazıları yazıyorum. ama bunlar seçkin grossmarketçi..

ya o değil de ben resmen bu ikisini çok seviyorum. hele bu ara tavan yapmış durumda sevgim. soul kitchen trio olduk ya ondan tabi.. J iyi ki bana açtın bu konuyu, başkasıyla yapsaydınız kıskanırdım ne yalan söyliyim. WW sen de iyi ki girdin bu işe, sen gelmeseydin inan trio hiç keyifli olmazdı, büyük bir ihtimalle trio diye bişey de olmazdı ne yalan söyliyim. yahu nasıl keyifleniyorum anlatamam. valla ben nerden bulaştıysam bu işlere iyi yapmışım*. sanki liseden beri arkadaşız lan.. niye liseden beri dersen: ben en iyi arkadaşlarımla liseden beri tanışıyorum da ondan :P

*jewel'in sayesinde buralardayım. ben onu gördüm sessiz sedasız okudum. sonra yazmaya karar verdim. valla teşekkürler jewelim
.. onun haberi yok tabi.

dur birini de mimliyim: bro banyosuyu: allegra'nde'nin cinsliklerini yazsın ahahah.

elizam eksik olma
triooooo hadi öptm kib bye

26 Ocak 2010

hastayım ama çok değil

*ofisinönü, hiçbi işe yaramayan bitki

mesela bacak kirilmasini felan anliyorum da bademcikler niye şişer anlamiyorum!

hayir sert bi darbe gelir ya da duşersin felan ayak kirilabilir, ama ya bademcik oyle mi?

yani ayak bile kirildiktan sonra alçiya alirsin agrimaz. bademcik efendi ise illa hayattan bezdirecek uc beş gun

ha şimdi diceksin ki o agriyla o agri bir mi? ben de dicem ki ben onu mu demek istiyorum

ağri oyle ya da boyle ağri işte. üçün beşin lafini etme bana. bi kere agrirsin sonra delikanli gibi çeker gidersin.

şuraya baglicam; taşi delen damlalarin kuvveti degil surekliligidir.

peki aslinda nereye baglicam; taş gibi cocugum



öptm kib bye
okanitto



25 Ocak 2010

günün anlam ve önemi

sıfırın altındaki eksi derecelerde kendini kilitleyen bir ısıtma sistemine sahip bir işyerinde çalışıyorum. sorsan kendine plaza felan der ama yok öyle değil hacı.. donayazıcam ulan. araştırdık japonlar yapmış ısıtma sistemini. sistemmiş. fuck the system ulan.

ayrıca eskiden sıfırın altında eksi diyorlardı ya negzeldi di mi hacı? güzel günlerdi.. bunu bile özleyen 1 milyon kişi bulabilirim ulan. çok boş insanlarız çünkü.

bu arada kar durmaksızın yağıyor diyorum. aloooo

öptm kib bye
kozyatağından bildiren okanitto

24 Ocak 2010

altın olan her şey parlamaz ama sen parlarsın (bonus track: mim)

mim olayını çok seviyorum demiş miydim? tabi demiştim. bidaa söylüyorum. söyledim. pek sevgili altın olan her şey parlamazcım beni mimlemiş.

ama öncesinde yine pek sevgili altın olan her şey parlamazcım hakkında bir şey söylicem. bana hayatımın en ilginç ajandasını hediye etti kendisi. taa nerelerden hem de.. mahçup oluyo insan tabi ama nasıl mutlu oldum anlatamam. çok teşekkür ederim diyorum ama bu kelimeler beni ne kadar mutlu ettiğini anlatmıyor inan. eksik olma.

şimdi gelelim mim'e. bikaç soru var. buyrun burdan yakın:

sizi en çok üzecek olay:
kardesimi sinek isirsa acizligimi sorgulayan biri olarak onlarin uzgun olmasi beni mahveder mesela..

nerde yaşamak isterdiniz:
istanbul'u degistirmem ama madem soru bu; degistircek olsam: fiji olsun. olmaz ya olsun işte. truman burbank gibi inaniyorum oraya..

yaşayabileceğiniz en mutlu an:
en mutlu an sevgiliyle olur. sevgili olursa da istiklalde yurumek mutluluktur. nevizade, asmali.. en kisa zamanda olsun. ya da yok bu ara olmasın.. sonra ben söylerim zamanını.

hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz:
yahu oyle hissediyorum ki hepsini hosgoruyle karsilarim gibi geliyor. Ama zaman alabiliyor. kendi fikirlerimi yenmek zaman alabiliyor. kendimi ikna etmek zaman alabiliyor. sonunda ikna olabilirim. olurum. oldum. iyi çocuğum aslında. bana öyle geliyo yani.

en sevdiğiniz erkek/kadin karakter:
şimdi tek tek isim vermiyim, unuttuklarım olur, küsüyorlar sonra.. ama hadi sevdiceğim esotsm'dan clementine kruczynski ve joel barish diyim.. oh my darling oh my darling oo my daaaarling clementine

en sevdiğiniz ressam:
bu konuda en az bi 2 yüzyıl gerideyim. ama bilenler bilmeyenlere anlatsın.

bir erkekte/kadinda en sevdiğiniz özellik:
bi kere erkekte sevdiğim özellik yok. banane yea! ne halleri varsa görsünler :) ama hanımefendiler hakkında en az bikaç yüzyıl konuşabilirim. hanımefedile sıradan olsun da ne olursa olsun. sıradan ol yeter, sıradanlık beni çözer forever.

en sevdiğiniz müzisyen:
çelik.. meyhaneci şarhoşum bu gece aşığım aşık çal bu gece. tak etti canıma yalnız her gece, içiyorum yine bu gece. içiyoruuum her gecee her gece başka bir eğlence, içiyoruuum gönlümce hayat güzel sevince! valla billa ezbere yazdım. ulan nasıl da sevdirmiş kendini kerata.. şaka şaka feridun tabiki. "yalnızlığım sana emanet" diyen bi adamı sevmiyim de kimi seviyim allahaşkına.

yapmaktan en mutlu olduğunuz iş:
play station pes 10'da roma ile günlerce vakit geçirebilirim.. hiç bişey umrumda olmaz..

en sevdiğiniz renk:
sarı lacivert. evet tipik türk erkeğiyim. futbol: more than a game

en sevdiğiniz çiçek:
gülün ömrü az olur be hacı.

tarihte en sevmediğiniz karakter:
hay bak serseri böyle düsününce de gelmiyor ki aklima görüyor musun! tarihte almanya'yı sevmiyorum ben. karakter demişsin ama idare et. biz de yenilmiş sayılıyoruz zaten bide karakter karakter diye üstüme gelme. idare et.

nasıl ölmek isterdiniz:
yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlı. yok yok kısa ve acısız olsun.

hayattaki sloganınız:
in totology we trust dasfdfasfdfa

şu anki ruh haliniz:
tam şu anki mi? şu an iyi gibiyim ama birazdan geçer gibi de.. her saat başı geçiyor. geçtiyse de bi sonrakini beklerim..

şimdi ben mimliyorum: son üç; efsa, dsumay ve hesionka.. mim klasikleri: Jilet kardeşim, WW'm, Elizam, ve Jewelim. LA ve mor menekşe'yi de mimledim gitti. (isteyen banane yea diyebilir ama o zaman msn paralı olurmuş, benden söylemesi)

hadi öptm kib bye
okanitto

22 Ocak 2010

iftiharla sunar part II


21 Ocak 2010

totoloji bizim işimiz since 1982

sonunda ne olmak istediğime karar verdim. totolog olacağım ben. henüz aileme açmadım konuyu, büyük bir ihtimalle de karı doyurmaz teoreminden birkaç güzel sunum yapacaklar powerpointte. ama olsun yılmayacağım. üreten bensem..

daha doğrusu artık anladım ki ben zaten bir şeymişim. yani daha önceden olmuşum da adını koymamışım. kimse de koymamış. belki içinden geçirenler olmuştur ama yüzüme karşı henüz söyleyen olmamıştı.

evet ben bir totologmuşum. hatta bakıyorum da şimdi maziye, ben aslında totoloji biliminin önde gelenlerinden biriymişim.

peki bunu nerden mi anladım. çok incelikli çalıştım bu konuda. bütün hayatımı ince eleyip sık dokudum. beni etkileyen her şeyi tek tek, gerek dönemsellikleri gerekse tüm evrensel kriterlere göre değerlendirdim. kah tümevardım, kah tümdengeldim. doluya koydum bazen. boşa da koydum tabi. bugüne kadar tüm konuştuklarımı terazinin bir kefesine, tüm yazdıklarımı da diğer kefesine koydum. terazi bunları değerlendirirken hiçbir işime yaramadı aslında, burada biraz vakit kaybettim, çünkü yazdıklarım ve konuştuklarım bir kilo demir mi bir kilo pamuk mu'dan öte değildi. ama denemiş oldum işte. yani dediğim gibi incelikli bir çalışmanın sonunda bu karara vardım ki:

ne yazdıklarım ne de söylediklerim yeni bir şey söylemiyor. işte totoloji de bu!

totoloji bilimi hakkındaki ilk yazım olmasından dolayı konu hakkında birkaç bilgi vermek istiyorum. çünkü bunun bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. yıllar sonra "yazılı kaynaklarda" diye başlayan konuşma ve yazılarda, iş bu post'tan yararlanılacağını çok iyi biliyorum.

evet totoloji nedir?

totoloji, bazı şeylerin öyle olması bilimidir. bu bilimin verdiği bilgiler dosdoğrudur. lafı hiç dolandırmaz. nettir. örneklerle giderek anlamı pekiştirmek gerekirse, bir önceki kışın sonunda dolabınıza kaldırdığınız en sevdiğiniz berenizi bulamadığınızı anne kişisine sorduğunuzda aldığınız cevap gayet totolojiktir: "koyduğun yerdedir". anneler bu konuda oldukça ilerdedir. hatta totoloji annelerin ayakları altındadır.

totoloji, malumun ilanıdır. söylenmesine gerek olmayan şeyleri açık yüreklilikle, kimseye eyvallah etmeden söyler. dünyada ne kadar insan varsa, o kadar insanın bilebileceği şeyler, tam da bu bilimin konusudur.

evet bir gün totoloji tarih kitaplarında nickim geçecek. totolojiye giriş dersinde söylediklerim tartışılmayacak. hayır böyle bir ders olacak ama tartışmaya mahal bırakmayan bir bilim bu. her şey netken münakaşaya münazaraya gerek yok. ondan.

[şöyle bir baktım da bu eşsiz bilim sahipsiz. kendime iş edindim. zaten sonunda -oji olan tek bilim dalı bu, benim olup olabileceğim. bilim dalı da değil de işte, idare et. sahiden kötü yazıyorum. sahiden çok saçmalıyorum. yaratıcılığım ayak bileği seviyesinde. naylon öfkelerim kuru gürültülerim.. ne doğru dürüst müzik kültürüm var ne de sanat tarihi bilgim. hayatımda kitap okumadım. herhangi bir enstrüman çalamıyorum. kısa filmi bırak fotoğraf makinam bile yok. hiçbir şeyi derin bilmiyorum. yazdıklarımda bir ekol oluşturmak bir yana serdar ortaç tarzı bir sound bile yakayalamıyorumç hıncal uluç gibiyim lan (...) artık bir şey yapmalıydım. ceza kanununda transatlantik kaçırmanın bir hükmü olmadığını çözüp transatlantik kaçıran zeka küpleri gibi bu bilimin öncüleri arasında kendime bir yer edinirim fikriyle yola çıkıyorum. herkesin yaptığı, bildiği bir haltı, ilk kez kendi yiyormuş, ilk kez kendi başarmış gibi ballandıran hıyarlar gibi yola koyuldum. evet sayın bir avuç blog okuyucusu tarihe tanıklık ediyorsun. ]

ve işte ilk dönem eserlerim:

"salata tuzsuz diye kavga çıkarılmaz"

"yıllarca monica seles dedikten sonra bir gün gelir de monica seleş demeye başlarsan, bunlardan biri yanlıştır"

"yüksekliği ayarlanabilir mikrofon herkesin boyuna göredir."

"yağmurun sesi aşka davet etmez, senin sevişesin vardır"

"otobüste telefonla konuşuyorsan ve nerede olduğun sorulduğunda söylediğin yerde değilsen: yalancı olduğunu bütün otobüse ilan etmiş olursun"


şimdilik bu kadar. bunların copiraytı felan hep bana ait ama kaynak göstermeden kullanabilir herkes. kaynak kıçım çünkü. göstermeyin lan sakın. zaten kaynak diye benim nicki yazsan ne olcak ki allasen. nick sonuçta bu! polat alemdar'a dava açan, çakır öldüğünde gıyabında cenaze namazı kılan yurdum insanı gibi olurum kızarsam.

ve bu yazıyı sonuna kadar okumayı beceren sen yoldaş, sana sesleniyorum: yorum yapacaksan her yorumun için bir de totolojik eser vermen gerekiyor. bu eserin şimdilik veri tabanımızda saklanacak ve pozisyonunuza uygun bir ihtiyaç halinde sizinle irtibata geçilecek.

hadi öptm kib bye
tambi totolog okanitto

16 Ocak 2010

paranormal aktivite part II

[15 ocak 2010 cuma akşamı, istanbul'da bir ev]


hava buzz burda. dışardaysan üşümemenin mümkün olmadığı bir hava. ben mi fazla üşüyorum bu kez bilmiyorum ama soğuk işte. eve geldim hemen, sadece battaniyenin altında devam etmek için hayatıma. bazen sadece battaniyenin altında yaşamak istiyorum. bazen dediysem işte böyle duygusallık katmak için değil tabi, hava çok soğuksa hemen battaniyeli bir yaşam düşlüyorum. ulan bu düşlüyorum kelimesi de ne acaip, çok şiirsel gösteriyo bence ama ben öyle değilim hacı. bi keresinde de düşsel yazmıştım bi yerde. micheal gondry'nin esotsm'da neler yaptığını yazarken.. bak nasıl hatırlıyorum. benden değil çünkü.

şüphesiz ki biz neyi ne için hatırladığımızı iyi biliriz.

dün yeni bi filmci buldum. çok ucuz valla. en son ne zaman izlediğimi hatırlamadığım filmler aldım. yazı tura, yaşamın kıyısında, duvara karşı, snatch, lock stock and two smoking barrels.. o kadar uzun zaman olmuş ki lock stoğu izlemiş miydim onu bile hatırlayamadım. 'lock stoğu' diye de ünsüzünü yumuşattığım ilk film özelliğini kazanmış bulunuyor şu an. ama işte güneş tutulmasının bu son günlerinde talihsizlikler devam ediyor ki dvd bozuk çıktı lock stoğun. neyse allahtan cumartesi itibari ile güneş tutulması bitiyor ve bol pozitif enerjili 6 ay başlıyor.

yahu bu güneştir jüpiter'dir işlerine sarmaya başlıcam az kaldı. bağyan bir yönetici var kurumda, bugün yarım saat yine bunları konuştuk telefonda, yani aslında daha çok o konuştu. konuşma içinde 8-9 kere de aman kimse duymasın dedi. gayet konuya hakim accaip de güzel muhabbet eden biri. aslında bu konuyu üçüncü kez konuşuyoruz. önceleri çok ciddiye almadığımı düşünüyordu ama sorularımla biraz daha ciddileşen konuyu daha bi heyecanlı anlattı. burcum hakkında da güzel şeyler söyledi(gülüşmeler).. ben sevdim bu işi. biraz bakarım artık internetten. yok öyle abartıp kitap felan alamam. hele enerji taşlarıyla hiç işim olmaz. bi arkadaşım vardı mesela, taşları vardı masasında. enerji taşlarıymış. anlatıyodu işte arada. ama dokunamıyoduk o taşlara: neymiş biz negatif enerjimizi yüklersek taşa, taştan da ona geçermiş. "ulan enerji olsun da taştan olsun" ya da "dokundurma bakalım sen, taş basarız yüreğimize" gibi yersiz esprilerle yumuşatmaya çalışsam da taşlara dokunamazdım. olsun sevdim bu enerji işlerini.

i want to believe mulder!

neyse yazı tura'yı izledim dün gece. bu akşam da battaniye altındaki yaşantıma snatch'le devam ettim. filmden sonra uyudum biraz. film bitti ama başlat, sahne seçimi, ekstralar ve dil seçimi ekranında çalan snatch melodisi ile 1 saatten fazla uymuşum. nasıl güzel çalıyodu, bitiyo bidaha. bitiyo bidaha..


rüyamda çok saçma bişey gördüm. normalde rüyalarını çok nadir hatırlarım. ama çok nadir. üzülüyorum aslında, bu konuda dertliyim. gecenin bi saati uyanıp, sabah anlatmak için rüyasını yazan arkadaşım var. bu sebeple başucunda kalem kağıt bulunduran.. ama ben hiç hatırlayamıyorum. en son rüyamı ne zaman görmüştüm hatırlamıyorum ama şöyleydi: osman yağmurdereli, ben ve biri daha üstü açık kırmızı bir arabayla polisten kaçıyoduk.. neye delalet eder bilmiyorum artık.. sanki üç vakte kadar bi yol gözüküyor bana!

bu akşamki kısa uykumda da rüyamda kimi görsem beğenirsiniz? jewel'i gördüm. komik di mi. blogtan sadece profil fotosundan bildiğim jewel'i gördüm.. rüyamda benim arkadaş grubumdaydı kendisi.


sonra kalktım. geceyarısı olmuş. şu geceyarısı tabirinden de hiç hazzzetmiyorum hacı. sanki ifade etmek istediği şeyi tam ifade edemiyo gibi geliyor. kullanmamaya özen gösteriyorum ama 'düşsel' kadar değil bu kez. 2 arkadaş aramış uyurken. titreşimdeydi. uyandığında telefonda bişeylerin olması güzel be. ama olmasa da dünyanın sonu değil hani. neyse cevapsız çağrılarınız hiç bitmesin, unread mailler sizinle olsun.

arayanları aradım. yarın filme gitcekmişiz, paranormal aktivity'ye.. geçen gün bahsetmiştim arkidişlere fenaymış film diye, yok efendim spielberg amcamız bile çok etkilenmiş de felanfeşmekan. amaa erken saatte gitcekmişiz. saçma bi nedenden dolayı erken gitcekmişiz. muhtemelen ben katılamayacağım. sonra mobayl telefonumdan bloga baktım biraz. j kardeşim yazmamış yine(sitemler). örtmen yok zaten. eliza, pusarık yazmış. nora ameliyat olacakmış o geldi aklıma, biraz enerji yolladım. ama jewel 7 saat önce yazmış hem de başlık 'paranormal aktivite'.. hmmm korkcam şimdi ama!

işte ben uyurken etrafta paranormal hareketler oluyor ve ben rüyamda bu arkidişleri görüyorum. yine mi güzeliz yine mi çiçek anlamadım. bu yazıyı da bundan yazdım.

sonra dışarı çıktım bir şeyler almak için.. çok soğuktu hava. apartmandan çıkınca montumun yakasını kaldırdım. sağa sola baktım.. sigara yakmak istedim ama sigaram yoktu. paket bitmiş anlamında değil, paketim de yoktu zaten. sigara içmiyorum. hiç değil ama hiçe yakın. sonra ellerimi cebime soktum ve en yakın markete gittim.

önce duvara karşı, sonra yaşamın kıyısında.. en sonunda da hala uyumadıysam biraz mad men izlicem. işte böyle. ulan yine amma uzun yazdım. okumayacaksınız biliyorum ama napalım 'sevilmek için sevmedik' hacı.. evet arabeske bağlamışken hazır, diyorum ki "biz bu vesileyle birbirimizi kapsamış oluyoruz". orhan baba'ya selamlar..


hadi öptm kib bye
valla gayet normal okanitto

paylaşım için teşekkürler

hos olmus be!

Kunye :
Söz, müzik: Çağrı Çetinseller
Gitar: Tuna Çağlar Erçetin
Yan flüt: Cüneyt Ekemen
Trampet: Durgun Akın
Ses kayıt: Stüdyo 440
İsmet Sinangin, Özgür Sinangin
Kurgu: Gökhan Aziz Öztürk
Set fotoğrafı: Barış Çon
Yönetmen: Cevdet Gökhan Palas

Tuna benim blogtan sevdiğim bir arkadaşımın liseden arkadasi, CUCU de yine o arkadaşımın dernekten dostu, grup olarak
Bornova nin barlarinda dinlemisligi coktur onlari benim arkadaşımın :)))

Cucu yu bi de Ney calarken dinleseniz erirsiniz...

cok guzel bir calisma olmus,hepsini tek tek kutluyorum

paylasmadan edemedim... siz de paylasin

Sercenin Aski (Love of Sparrow) from cevdet gokhan palas on Vimeo.

13 Ocak 2010

"1 dakika çok uzunmuş" - kırmızı

[ve zaman, ve zaman farklı yüzlerle
bazen yanında bazen arkanda
]


o gün hiç olmadığı kadar soğuktu istiklal.
günlerden yazdı, yaz akşamıydı.
ama soğuktu işte.
belki eleleydi çocukla kız
ama eller de soğuktu bakışlar da.

caddenin tüm insanları yoktu, bir kişi bile yoktu;
günlerdir süren tartışmaları alacak kızla çocuğun omuzlarından..
küçük beyoğlu
nevizade
asmalı
hep soğuktu o gün

yine tartıştılar
cezayir'e inen meydanda sesler yükseldi biraz
ara'nın önünde.

-ayrılalım o zaman!
-... peki
-peki!

çocuk durdu istiklal'in tam ortasında.
kız daha hızlı ve sert yürüdü
o anda kayboldu gözden
caddenin tüm insanları geldi geçti;
kimse almadı kızla çocuğunun omuzlarından ayrılık yükünü..

çocuk durdu
durdu..
durdu
neler geçti kafasından kimbilir ama durdu.
binlerce insan gördü birkaç saniyede
omuzlar iyice ağırlaştı
saniyeler yıl oldu
ama daha bir dakika olmadı

birden tekrar gördü kızı.
...

-gitmiş olsaydın napardım bilmiyorum
dedi kız..

sonra ne mi oldu
boşver.

okanitto

hayat beni neden yoruyosun !

>şu hayatta en çok üzüldüğüm şeylerden biri ne biliyo musun hacı? bilmiyosun tabi. sordun mu bi gün olsun! sormadın. ee ne şimdi ilgileniyomuş gibi yapıyosun! şaka lan şaka kızmadım, işin gücün vardır tabi. bir de ben ekstra yük olmak istemem. ama sorsan iyiydi. hani bekledim yani.

>futbola bayılırım. bayıldığımı da etrafimdakiler iyi bilir. fanatik de bir fenerliyim, söylemeden geçemiycem. geçen gün basket maçına çağırdılar. kurum kültürünü geliştirmek, takım olma duygusu, sinerji aşılama çabaları.. her kurumsal firmanın defoları işte. yok bowling turnuvası, yok salsa kursu, yok opera bileti. geçiniz efendim. dedim basket benim işim değil.. peki arkadaşım ne dese beğenirsin: "evet sen ayak oyunlarını seversin". nası laf! güldüm.

>yahu ben anlamıyorum hacı. neden kendimle barışık olacakmışım ki! neden yahu. hoşlanmadığım bunca şey varken. aman da bakın "kendimle dalga geçebiliyoruuum". hadi lan.

>şöyle bir bakıyorum da etrafa. her köşe bucak çiğköfteci oldu buralarda. hepsi birbirinden meşhur tabi. yakında çiğköfte yapmasını bilen herkes dükkan açmış olacak. hayırlı olsun. hatta abartıyorum "herkes bir gün 15 dakikalığına çiğköfteci olacak"

>o değil de biz ne zaman adam oluruz biliyo musun? şu sıradan çamaşır suyunu aşşşalamaktan vazgeçtiğimiz zaman. kendimi bildim bile sıradanlığın ne boktan bişey olduğunu anlatan, şu reklamlar bi yasaklansın yeter ulan. yaşasın sıradanlık. kahrolsun ace ve cırt ayşe teyze.

>ünsüz yumuşaması diye bişey var bilirsin. hani bide özel isim olunca yumuşamıyor bunlar. nefret ediyorum kardeşim bu dilbilgisi kuralından. şimdi geçen yeni bi oluşum içine girelim dedim. sık sık yeni oluşumların içine girerim ben. herneyse "recep ivediği seviyorum ama filmlerini değil" diye bi tarikat kurmak istedim. ikematgah, vesikalık, temiz kağıdı felan aldık başvurduk resmi mercilere. kabul edilmedi. neymiş özel isimde ünsüz yumuşaması olmazmış. tarikatlar kanununa aykırıymış. naapcaz dedim, illa da "recep ivedik'i seviyorum ama filmlerini değil tarikatı" olmalı dediler. recep ivedik'i ne lan dedim ivediği olcak o dedim. "haklsınız ama elimizden bir şey gelmez" bakışı attı görevli. ben de "haklısın sen de işini yapıyosun" bakışı attım çıktım dışarı.

>dünyanın en havalı mesleği rekortmenlik hacı. geçen haberlerde gördüm "olimpiyat şampiyonu jamaikalı rekortmen usain bolt" diye yazıyodu. atlet felan değil miydi yahu bu adam dedim. ama değilmiş jamaikalı rekortmenmış. -ne iş yapıyosun -rekortmenim abi -aferin. habertürk'te haber altı metin yazan arkadaşı da yiğit bulut'un saçlarına havale ediyorum. o jölelere yapış da kal emi!

>turkcell denen para sömürgeci geçen mesaj gönderdi. bak şimdi: "yeni yılda bir mercedes C180 kazanmak ister misin! kazanma şansı için petrol ofisine uğrayıp 100 tl'ye akaryakıt alın, turkcell hattınızla çekilişe hemen katılın" ulan sevgili gerizekalım, benim arabam var mı yok mu biliyo musun, bilmiyosun! e benim arabam yoksa bana bu mesajı ne gönderiyosun. arabası olmayan biri niye petrol ofisine gidip 100 liralık benzin alsın! manyak mı! arabası yokken benzin alan manyaktır çünkü! (ya bırak akıllı adamın benzini biter de yolda mı kalır. o da manyak işte.)

off amma uzatmışım, bitiriyorum:

>astoria diye bi alışveriş merkezi var. içi pek bi boka benzemiyo, bir iki yemek yemişliğim var. ama sineması güzel derler, henüz görmedim. şimdi bu sinemada inanılmaz bir kampanya başlamış. haftaiçi bir gün, saat 18'e kadar kadınlara indirimli sinema bileti fırsatı! düşünebiliyo musun tüm kadınlara hem de! haftaiçi ama haftaiçlerinin en güzel saatlerinde yani 18:00'a kadar. yani sıkıcı mesai saatlerini boşverin çalışmayın ve sinemaya gidin kadınlar. zaten işinizden memnun da değilsiniz kafaları! ben diyorum hacı, türk sinemasında bi hareketlenme var, ama haftaiçi saat 18'e kadar!

10 Ocak 2010

adını sen koy -sezon finali-

öyle deme ama diyerek konuyu daha bi önemli gösterme çabasıyla yazıma başlıyorum. öyle deme ama! neyse dur bitiyo zaten çile, valla bu son.

"ulan iki post'tur gonuşuyon da sen ne koycan hee? diyen olursa. önce "gonuşuyon" diil "konuşuyon" diye düzeltirim, sonra da stüdyoya girer, gerekirse orda sabahlar, konuya nokta koyacak vol3 yaparım" demiştim. evet çözümün parçası değilsen sorunun bir parçasısın düsturuyla konuyu noktalayalım. isim basit kardeşim. birkaç küçük nüans var sadece (küçük nüans di mi, büyüğü de var mı bunun).

ben hemen söylüyorum koyacağım isimleri:
erkek olursa: hacı
kız olursa : beybi (kuzu da olabilir)
erkek olsun hacıı. hiç kasmaya gerek yok zaten herkes böyle konuşacak ilerde birbiriyle.

neyse ciddi olayım.

güzel kardeşim benim, hayat arkadaşınla elele verip yapımda yayında emeğinin geçtiği bebişinin yıllar yılı geçeceği zorlu yollar belli. o ismi en çok nerelerde kulanacak, en çok kimler hangi yaşları arasında o isimle hangi ipe sapa gelmez dalgaları geçecekler, bebiş nasıl da büyük bir insan olduğunda ismi ile yeri göğü hangi şiddette titretecek.. her şey az çok belli. geçtin bu yollardan.. neyse işte düşün taşın.

ben iki isim koyardım hacı. iki isimli olsun benim bebişler. ama şöyle kız olursa isimlerden biri anneciğinin ismi olsun, erkek olursa da canı gibi sevdiği babacığının yani pederi olarak benim ismim olsun bi tanesi. ne biliyim işte muttalip okan gibi. ya da işte fethiye banu gibi (alkan'dan değil güven'den).. güzel olma mı be? valla ciddi düşüncelerim budur. isim de anlamlı olsun tabi..

gerçi bir ara julia koyarım diyooğrdum ama izin var mı böyle fularlı isimlere bilmiyorum. bence olmalı. yosma diye isim varken memlekette julia diye de olabilir. tabi ben kız olsaydım okan değil de okşan olacakmış ismim o da ayrı. beni mi kızdırmaya çalışıyo aile eşrafı yoksa ciddi ciddi okşan mı koyacaklardı bilmiyorum.. işte o zamanlar düşünmüyo ki insanoğlu yosma koysam, okşan koysam nice olur diye. saflar (her iki anlamda da).

neyse kafi bu kadar. kaldı bikaç bişey ama öyle kalsın.

bir üçlemenin daha sonuna geldik sevgili çocukseverler. neden bu kadar uzattım bilmiyorum. konu nerden başladı onu biliyorum da söylesem inanmazsın: trt müzik kanalında soner arıca belgeseli izliyooğrdum baktım bu soner'in aranjörünün ismi sezgin gezgin. kapito! soner arıca'yı değil de otobiyografik-diskografik belgeselleri severim, babam çıksa izlerim.. ama sen duurr soner arıca büyük bi insanmış kendisiyle bir müzik kulağı köşesinde buluşmak ümidiyle. trt müzik iyi kanal, demedi deme..

öptm kib bye
okşanitto

soul kitchen

*sen nasıl bişeysin ulan..

dün gece 23:45'te başlayan soul kitchen festivalinden sonra lafı çok uzatmaycağım: uzun zamandır sinemadan bu kadar keyifli çıkmamıştım. şuradaki fikirlerimin tastamam gerçek olması hakkında bişeyler derdim ama allahtan mütevazi bi çocuğum..

ayrıca dün gece salonda kendimizi tuttuk iriscim ve beneritomla, kalkıp müziklere eşlik etmedik ama bu demek değildir ki koltuklarda oramız buramız oynamadı.. hacı ben diyorum ki böyle soundtrack yok. tarantino kurban olsun sana fatihim akınım..

hadi öptm kib bye
anna bederke'nin hastası okanitto

09 Ocak 2010

adını sen koy vol.2

isim konusu önemli diyoooğrdum araya waypout girmişti. e önemli dedik tamamlayayım hemen. ulan sanki çok önemli şeyler söylicekmiş gibi havalara girmiyo muyum, allah da beni nasıl biliyosa öyle yapsın. yok hacı yok, incir çekirdeğini doldurmaz bak işine sen.

neyse.
madem girdim bu isim konusuna bir de şöyle bi'şey var. bazı isimler var, böyle çocuk ismi gibi olmuyo baştan. ama sonra büyüdükçe olgunlaşıyor. ya da tam tersi. şöyle; mesela çocuğun oluyor ve ismini boğaç koyuyorsun. bir veled için ideal bir isim (aslında boğaç diye isim olmaz ya neyse koyuyorlar, biz de örnek verdik). ne biliyim işte tandoğan can koyuyorsun çocuğun ismini ve gayet başarılı bir çocuk ismi için. ama işte bu adam büyüyünce mesela reisi cumhur oldu diyelim; boğaç diye reisi cumhur mu olur lan. ha diyeceksin ki abdullah gül oldu da ne oldu? ben de seni: ulan geçen post'ta da aynı şeyi sormadın mı diyerek terslicem.. dur şimdi sokma beni pis işlerin içine. isim diyoooğrdum. söz temsil; tandoğan can diye hariciye nazırı olmaz, bırak nazırı padişahın kürdancıbaşısı bilem olmaz.. tersinden bakalım hemen ibrahim diye çocuk ismi olmaz ama büyüyünce o ibrahim cuk oturur. güzel de olur bir baba ismi olarak (bizim pederin ismi ibrahim; hemşericilik yaptım, blog benim diil mi yahu hesap mı vercem:)

bununla bitmiyor tabi, konu derin (bak gene aynı havalar).
şimdi bazı aileler var, evlatlarının isimlerini başka bi şevkle söylüyorlar. şimdi koymuş bu çocğun ismini eren batu diye. amaaan dakka başı eren batu böyle eren batu şöyle, hatta eren batu şöyle böyle.. ne biliyim koymuş çocuğa darende batın diye bir isim nerden bulduysa, darende batın aşağı darende batın yukarı. yerinde de durmuyo ki pijler. hayır bir de iki isim illa söylenicek yoksa nazar değer. yazık lan velede.

konu hakkında başka bir moda da bebişlere city isimleri koymak, bir chelsea olsun, ne biliyim video star paris olsun, bi london olsun buna örnek. bazıları havalı tamam da bu konuyu kasmamak lazım yazık ederiz fidanlarımıza. o değil de fethiye diye sevgilim vardı, güzeldi valla. america vespuci var bir de, tabi onun konusu başka koskoca kıta olmuş lan adam, biraz pijlik etmiş ama olsun. düşünsene recep tayyip diye birinin keşfettiğini o kıtayı. amerikan rüyası oldu mu sana recep tayyiban rüyası (hacı bu espriyi de yaptım yerin dibidir benim meskeeenim).

ulan iki saattir gonuşuyon da sen ne koycan hee? diyen olursa. önce "gonuşuyon" diil "konuşuyon" diye düzeltirim, sonra da stüdyoya girer, gerekirse orda sabahlar, konuya nokta koyacak vol3 yaparım.

öptm kib bye
sağlıklı olsun da kız erkek farketmezci olamayan, illa da erkek çocuk isteyen okanitto