24 Kasım 2009

hayat beni neden yoruyosun !

>yüzyıllardır bastırılamayan tek isyan, ergen isyanıdır kardeşim. "yalnız kalmak istiyomuş". ulan ne zannediyosun kendini! sanki milyonlarca hayranı var, rahat bakkala gidemiyo ! haspam..

>sigaraya başladım. isyanım birikti. ama içime çekemiyorum öksürtüyo.. bi de aldığım paketi sürekli evde unutuyorum. don durmuyo anlayacağın..

>popüler her şeyi fütursuzca eleştiren ve hayatını popüler her şeyi fütursuzca eleştiren herkesi eleştirmekle geçiren arkadaşlar, iyi ki varsınız.. iğnelemiyorum lan cidden.

>iki kişinin bildiği bal gibi sırdır. üçüncü konusunda bi'şey diyemem. bana bunlarla gelmeyin.

>ibrahim saraçoğlu biraz daha kasarsa hatemigillerden olabilir. aynı ses tonuna ramak kalmış zira..

>jöle saç döker mi dökmez mi bunu ancak sansürsüz yiğit bulut'un saçlarına bakarak anlayabilicez. Bu adamın saçları dökülürse bilin ki jöle saç döküyo, yoksa yok.. gözümü alıyo lan adamın saçı.. pasparıl..

>överken yerme sanatı.. sanatların en güzeli..

>eğitim kurumu olacaksan, ilk ve orta dereceli olacaksın arkadaş. ilk derece, olmadı en son orta derece.. yangında ilk kurtarılan sen olursun. kar'da tatil. ilk ve orta dereceli herkese selam saygı..

>ayrıca öğretmenler günü bugün, kutluyorum. iris'cim, sevgili arkadaşım kutlu olsun seninki de..ayrıca winston örtmen seni de unutmadım, dolma kalemini nasıl alırsın, zeytinyağlı? bugün bu espriyi de yaptım ya, çok iireç çikin bi insanmışım.. ama öğretmenlik hakikaten kutsal. öğretmen çin'de olsa gidip dolma kaleminizi veriniz sevgili bloggercıklar. fatma imamoğlu da benim ilkokul örtmenimdi, güzeldi, çok güzeldi. artık eskisi gibi gidip göremiyorum :(.. buralarda başka öğretmen varsa lütfen söylesin, kutlucam. bak ant verdim !

>'talebe' ne güzel bi kelime lan öyle. "gerçi artık talep eden kimse kalmadı, talebeler çok azaldı, herkes çok meraksız, bu iş zor yonca, çünkü insanlar yıllar boyunca hiç soru sormadan durur" geyiğini bugünlük yapmıcam.

hadi öptm kib bye
okanitto

23 Kasım 2009

gecenin taaağm üçüünde..

birinin üzerini örtüyosun ya o uyurken, hiç bir değeri yok biliyosun di mi ?

uyuyan biri senin o incecik jestini nerden anlasın, yani senin yaptığını, ona ne kadar değer verdiğini gösteren hareketini uyurken nasıl anlasın!

bence post-it bunun içindir hacı.
hiç çekinmeden yapıştırmak lazım bi tane.. hayır yapmış olmak için yapmıcan tabi, ama yine de senin yaptığını bilse güpgüzel olmaz mı?
sonra bu hareketi senin yaptığını anlaması için ima et ima et ima et..

şaka şaka denize at kardeşim sen!

hadi ii gece, öptm kib bye
okanitto

22 Kasım 2009

bi pazar'ımız var...

*sucuklu yumurtalı patatesli bişey eheh
pattezleri küp filmindeki gibi doğruyosun

*kahvaltıdan kalkmadan önce yeşil ceviz reçeli duası yaparım
sonra cevizi yer kalkarım
amin

21 Kasım 2009

senden auram olsun istiyorum

elif şafak okumadım hiç. alınmasın eehehhe. ona özel bir durum değil. şöhretli yazar okumuyorum.. tipim değiller. ama bak şöhretsiz yazar getir hemen okıyım. daha sıcak ünsüz yazar çünkü. hatrı sayılır bir hayran kitlesi olsun kafi. seçkin kitapçı ve grossmarketlerde satılıyosa benim için bitmiştir.

*dikkat etmesi gerekiyor, orasıyla burasıyla
çok oynadığında kumlu gösteriyo


----bir dakika ara----
farz-ı misal;
şu "secret" denilen kitap.. sırrı süreyya'yı bilirsin. sırrı süreyya bu kitap hakkındaki "bu nasıl secret'tır ki migros'ta bile satılıyor" dedi. kulağımla duydum. budur hacı işte. sırrı çok kafa adam bu arada. zamanın birinde birkaç saat atölyesinde bulundum. bööyle otur izle. (bu atölye olayı da ayrı hikaye bak, kısa film işine girdiydim bi ara, onu da sonra anlatırım)
---- bir dakika ara bitti----

konu dağıldı biraz, toparlıyorum.
neyse ne diyodum elif şafak. okumuyorum. ama ne zaman görsem bi etkilenmeler bende, görmen lazım. ne dediğini pek dinlemiyorum bak. ama o aurası yok mu aurasıııı... çekim alanı çok geniş. aman şafaklar olmasın..

evet sığ bir öküz olarak şimdi şu an tespit ettim ki: çirkin kadın yokmuş, aurasız kadın varmış hacı..

*şaşırtma şıkkı, selma ergeç bu.
soyadı ile ilgili kelime esprisi yapmıcam ama
aura: evet


hadi öptm kib bye
okanitto

mim olayı: neden blog ? -çünkü ruhumu yansıtıyo :P

mim olayı evet. sevgili lady beni mimlemiş.. ilk kez mim'lendiğimde şaşırmıştım biraz, noluyo lan demiştim. ne mim'i! cehalet kötü tabi. sonra hoşuma gitti, çünkü ben bir anketseverim. bayılıyorum hatta.. (elimde birikmiş bir mim'im daha var, sahibi bu aralar yok sanıyordum ama gelmiş, blog linkinde bir hata oluşmuş meğer. e dedim cehalet kötü)

neden blog yazmaya başladım ? mim budur...

aslında önce sadece bir okur'dum.. çok da iyi bloggerlar buldum okumak için, yakın hissettim kelimelerini. benimkilere benzeyen..

ben de bir yerlere bir şeyler karalardım hep.. yani yazmak istiyordum. ama bir problemim vardı ki, acaip düzensiz yazıyorum. kuralların olduğu yerlerde mecburen dikkat etmek gerekiyor yazdıklarınıza, kısıtlaması başka bi'şey ama düzene sokması da işime geliyordu hani.

işte bu iki neden herhalde başlattı beni yazdırmaya. birincisi tetikledi, ikincisi harekete geçirdi. bana benzeyen adamlar görünce başlamaya karar verdim. blog'daki ilk yazımdan bir paragrafı buraya taşıyım, buyrun:

"neden bu kadar zamandır "düşünce güzel" kıvamında kaldığımı bilmiyorum bu blog konusunda, çok dağıtıyorum konuyu bazen, sürekli bir parantez açma isteği var, bakalım neler olacak, muhtemelen ben çok eğlenicem ve mütemadiyen de kim sıkılacak diye düşünmicem.bakalım hayırlısı (sözü böyle bitiren insandan da korkarım bu arada).."

bazen bir cümleye takılıyorum yıllarca.. ardından bir sürü benzerlik buluyorum. hemen her yerde karşıma çıkabiliyor bu benzerlikler. bunları da paylaşmak istedim galiba. tabi en saçmaladığım anlar, bu kafaya takılanlar oluyor. mesela ocak'ta bi yazı yazmıştı sevgili jewel, biraz alıntı yapalım izin almadan, (kızmasın bana);

"mesaj yazmayı konuşmaktan daha çok seviyormuş, "neden konuşmaktan daha cazip olsun ki ?"dedim. çünkü konuşurken sofistike olamıyormuş diyalogları. sözleri başka bir dünyadan gelen bir uçaktan ikisinin arasına düşmesi için atılmış gibi hissediyormuş, aralarında asılmış gibi.. "aslında konuşsan da öyle olur bence" dedim. "yani, sen sofistike yazıyorsun diye karşındaki de öyle mi yazıyor? hayır. o zaman sofistik olan sadece sensin hep. yani zaten bu ikili üçlü filan olsaydı ben sinir olurdum şahsen. gerçi bu kavramın senin zihnindeki karşılığını bilemem ama bana şey gibi geliyor; çok bildiğini gösterme çabası gibi.."

müthiş bir tespit var burda. evet işte bu yazıya ocak'ta takıldım mesela. yazmanın daha sofistike olma ihtimalini ve çok bildiğini gösterme çabalarını düşünüyorum arada. bu bir yazı ve ben bunu blog'da buldum. blog bu yüzden güzel. tam benim kafa. yazdıklarıma benzemeyebilir ama kafamdakilere uygun.

zaten çok iyi yazan biri değilim. bu kafayla hiç de olmayacak. bir önemi de yok. çok iyi, çok ilginç, çok komik olmasının önemi de yok.. yazdıklarımın önemli olmasının da bir önemi yok. hepsi önemsiz şeyler. en ufak bir kendini önemseme hali benim için nefret sebebidir. ne zaman kendini önemseyen biri görsem, 1 azaltırım dünya insanlığını.. hemen listemdeki lüzumsuzlar listesine alıyorum, lüzümsuzsa söndürüyorum. ne mal olduğumuz belli, kasmaya gerek yok.. uçak beni babama götür homosallığına, fularlı işlere gerek yok. elimizle yiyebiliriz mesela yemeği. (tuvalete de lavabo demekten vazgeçelim:)

ama diyorum ya bana benzer adamlar var buralarda.. benim hakkımda ne düşüdükleri de pek önemli değil. (hiç önemli değil diyecektim ama sert olmayım dedim) neyse düzeltiyorum: benim hakkımda ne düşündükleri hiç önemli değil. lüzumsuzsa söndürürler zaten.

neyse çok şey var işte böyle kafama takılan ondan yazıyorum.. çok şey var okumak istediğim, ondan buralardayım.. aahh ah yağmurlar içime içime içimee yağıyooor içimdeki kuraklıııkk dinmiyooorr, bitmez sandığıııımm yollaar aynı çıkmaazda tükeniyorr..

işte böyle, uzun yazdım yine sanırım. ama tekrar başa dönüp kontrol etmek istemiyorum. dağınık olmuştır biraz eminim. ama napiyim seviyorum, seviyorum napiyim..

teşekkürler lady.. ilk komşun hep buralarda unutma.
mim severler mi bilmiyorum ama bu da önemli değil :)) postalıyorum jewel ve J kardeşime..

hadi öptm kib bye
okannitto

çok istedim olsun diyeeee, sensiz olmadı !




*kara efe ile tavsiye edilir

20 Kasım 2009

eksik olmayın

ne güzel bi temenni bu böyle yahu!

hatta duyduğum en güzel temenni mi diye düşündüm bi an, olabilir. değilse bile en hızlı çıkış yapan temennim olmuştur bundan böyle.
tamam olur olmadık yerde kullanan da var ve o anlarda samimiyetten kilometrelerce uzaklaşabiliyo anlam, ama öyle kullanmıcan hacı.. sıradan olcak.. sıcak, samimi olcak. dil sade anlatım akıcı olcak.

bak aklıma ne geldi hem.
sıradanlık güzel bişey.. hmmm... bir tabu daha mı yıksam acaba bu konuyla ilgili?
tabu derken benle ilgili tabi. öyle dünya tabuları ile işim olmaz.. benimkiler yetiyor da artıyo!

"sıradan ol
sıradanlık beni çözer"

evet tabu bu ehehe. yok açıklama felan da ! şaka şaka var, bu sözleri birileri bana yazmıştı zamanın birinde.. ne sandın hacı, şiir yazanım bile vardı söylemesi ayıp. du biraz düşüniyim, belki 32 kısım tekmili birden yayın olayına girerim burdan.. belki solan kağıtlarda kalmamış olur böylece. ama tabu işte hacı öyle ha diyince olmuyo. ha !

*bu arada mim'lendim çok seviçliyim. anket doldurmaya bayılan biri olarak bu mim olayı beni benden alıyo vallahi. "mim'leriniz itina ile doldurulur, içine değiştirme kartı da koyuyoruz"

eksik olmayın diyorum.

hadi öptm kib bye

okanittoo

18 Kasım 2009

banugüvenoloji - ders 2



varlığından sual olunmaz yüce tanrım bomboş bi vaktinde yaratmış..
şükürler olsun verdiğin nimetlere
amin

şu eş anlı dizi varya 24.
işte o dizide bu kadın oynamalı
ve sezon finali diye bi'şey olmamalı kardeşim


hadi öptm kib bye
banugüvenolog okanitto

17 Kasım 2009

"1 dakika çok uzunmuş" - kırmızı

her şey bir mesajla başladı,
ve bir mesajla bitti..

kadın:
sahte bir isim aldı önce. sonra o isimle zaten tanıdığı adama arkadaşlık teklifi gönderdi, arkadaşlık sitesinden.. fotograf koymadı. görse hemen tanıyacaktı adam çünkü. tanırdı, tanıyordu çünkü. çekiniyordu da. bunu yaptığı için utanıyordu da. besbelli.

adam:
teklifi gördü. mesajı gördü. tanışıyor muyuz dedi. hayır. tanıyordu hissetti. çok sevmezdi ama gitmedi. gidemedi.. o anda gitmek istemedi. bitirmek istemedi. besbelli.

-tanışıyor muyuz?
-hayır
-yanlışlıkla ekleme talebi gönderdiniz sanırım, ok.
-ekleyebilirsin
-:) siz gönderdiniz, ben mi ekleyebilirim anlamadım.
-evet ekleyebilirsin sorun değil.
-tanışıyor muyuz cidden?
-yoo hayır ama ekleyebilirsin
-sempati sınırlarını zorluyosun ama ben pek girmiyorum bu işlere.
-sevgilin var mı?
-ahahahah
-var mı yok mu, sadece evet veya hayır diyeceksin, o kadar...
-pardon da sanane
-lutfen
-bir dakika işim var
-...
-...
-1 dakika çok uzunmuş :(

daha bir dakika olmamıştı bile..
1 dakikayı hiç böyle düşünmemişti adam. sonra düşündü. çok uzun gelirdi adama da o anlar.. hatırladı hemen o anlarını da.. ne güzel, nasıl güzel bir kendini ifade edişti.. o cümleye aşık oldu..

sonra ne mi oldu ?
boşver.

hadi öptm kib bye
okanitto

16 Kasım 2009

penelope sendromu* vol.2

ilk kez denenecek yemeğin tuzsuz yapılmış olması büyük şansızlık kardeşim. niye çünkü ilk intiba önemli. çok önemli. ilkler hep önemli. di mi ? emin misin peki ? (gizem olayı ehhehe)

ama şimdi aslında o yemek on numara leziz bi yemek olsun.. ben ilk kez deneyeceğim ve sonraki 800 sene boyunca o yemekle ilgili fikrimi şekillendireceğim o ilk anda, ters giden bi'şey oldu diyelim.. e ne olcak şindi ? ilk an önemli tabi. emin misin ?

tamam uzatmadan konuya giriyorum:
şimdi ben yine yine bişeyler düşündüm ve şu sonuca varamadım: bir şeyin ilki mi ikincisi mi daha iyidir ? ilk önemli, evet, kabul, ama her şeyin bir ikinci şansı yok mudur?

farz-ı misal, ben herhangi bir yere, işe, okula, askere ne biliyim herhangi bir yere işte, illa örnekler vermek zorunda mıyım canım.. evet herhangi bir yere başladığım ilk günden nefret ederim. çok boktan olm. ne o öyle hiç bişey bilmiyosun felan.. etraftakilerin "bu yeni" bakışları çok kötü lan. ne bakıyonuz olm, açıkta bişey mi var ulan ! tuvaleti soramazsın icabında lan, "aa bu sıçıyomuş ayol"

ama ikinci gün öyle mi? diil. sanki 800 senedir ordaymışım gibi.. günaydınlar havada uçuşur, öğle yemeği bir festival havasında geçer.. öyle ilk görüşte hemen ısınılabilecek biri olduğumu düşünmüyorum, evet ama tanıdıkça severler diye de düşünmüyo diilim. belki ondandır. bilmiyorum.

beni sevmiyorlarsa beni tanımıyorlardır kardeşim.. neyse konu bu diil ehehe

böyle bir kararsızlık var şimdi bende.. örnekleri sıralayabilirim, ne biliyim, ilk gün olur, ilk maç olur, ilk bakış olur,ilk aşk olur, ilk gece olur, gece olursa ilk sabah olur... yani ilk kez tecrübe edeceğin her şey için olur.. sahi ikinci aşkını hatırlayan var mı?

karar veremedim ama illa da karar vermem gerekiyomuş gibime geldi. gerçi karar vermem gerekenleri saysam burdan köye yol olur (cem baba'ya saygılar).. ne biliyim ya işte böyleyken böyle..

hadi öptm kib bye

oky

*ben bu penelope'nin güzel mi çirkin mi olduğuna bi türlü karar veremediğimden kelli bu kararsızlık işlerine onun ismini verdim. okunuşu güzel ama :P belki yazı dizisi yaparım. çok kabarıktır liste eminim. dur vol.1 diyim buna. ama ya daha önce buna benzer bir kararsızlık konusunu yazdıysam. karar veremedim bak şimdi.

14 Kasım 2009

bak burnum yerde, bak eğildim aldım, hop yerde hoop bak aldım

şimdi çok özür dileyerek bişey söylemek istiyorum. bir ölümün üzerine böyle konuşmak istemezdim. ama konuşmak da istiyorum hacı. komik felan değil zaten bahsedeceklerim. belki sonra, çok ayıp ettiğimi düşünürsem silerim..

adamın biri çok kilolu olduğu için hastanede röntgen makinasına sığamamış bir türlü.. röntgenin de çekilmesi gerekiyormuş tabi. eee olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.. madem burdaki aletler küçük, bari sen git hayvanat bahçesinde çektir demişler. masal bu ya diye devam etmek isterdim ama masal diilmiş hacı. adam bu lafa bi alınmış bi alınmış, gitmiş gururundan ölmüş..

ne var yani hayvanat bahçesine git dedilerse. bunu bir doktorun alçakça bir tonlamayla söylediğini de düşünmüyorum. ne var yani! hayvan o kadar kötü bir şey mi yahu! buna gurur mu yapılırmış.

ulan hakikaten çok büyük insanlarız çok. tamam hepimiz kralız. bi havalardayız görüyorum. kendimi de görüyorum yanlış anlama. bazen kibirleniyorum lan resmen. ama bundan nefret ediyorum sonra.. kimiz ki lan biz, ne o küçümseyen bakışlar, ne o ben sizden değilim tavırları.. bizdensin ulan işte. yiyosun içiyosun sıçıyosun (çok afedersin)..

hayır anlamıyorum hangi ara götümüz kalktı bu kadar hacı.. (yine çok afedersin)

hayvanlık o kadar kötü bişey diildi be hacı. hatta hiç kötü diil. hem konunun hayvanla, hayvanlıkla da bir alakası yoktu. ama o burnun yok mu senin! aaahh yıllardır yerde duran o burnun. hep onun yüzünden.


*kardeşiim

neyse ben anlayamadım işte. belki bir gün yılmaz özdil bol yıldızlı köşesinde yazar da anlarım (üç nokta da bi yere kadar be yılmazım).

hayvan güzeldir. ben de bi hayvanım hacı. hiiiç gocunmam. köpekten korkarım o ayrı. komşunun çocuğunu yiyip duruyolar çünkü.. neyse hayvanım işte. hayvan gibi bira içtim. sonra gittim hayvan gibi midye yedim, oohh limonlu limonlu. mis.

hadi öptüm kib bye..

hayvan okanitto

12 Kasım 2009

hayat beni neden yoruyosun !

>>"bir gün herkes 15 dakikalığına bir ünlüyle sevişcekmiş"
bakın sonra yok ben duymadım yok ben işitmedim diyen olmasın. blogumuz günler öncesinden size haber veriyor. olunca "biz demiştik" dicez.. ha bu arada kimsenin ünlüsü bizde kalmaazz asdasdasdasdas

>>ayrıca bir gün herkes fotografçı olacakmış.. haydarpaşa gar merdivenlerindeki kuşların fotosunu çekmeyen kalmayacakmış. geçen bi arkadaş kaç kişi kaldık ki fotoğrafçı olmayan dedi. hüzünlendim.. çok yalnızım be atam.

>>ya bide adam gibi oturup saçmalayamıyorum, hep iki arada bi derede saçmalıyorum. küçük zamanlara sığdırıyorum sevginizi (böyle bi şiir vardı, lisede duygusal zamanlarımda hoşuma giderdi diye hatırlıyorum, balık burcuyum olm ben:). neyse geniş geniş iki lafın belini kıramıyorum bugünlerde.. neyse kimsenin post'u bizde kalmaz okuruz hacı.

>>son olarak:
joel barish:
"why do i fall in love with every woman i see who shows me the least bit of attention?"

okanitto:
"neden feridun düzağaç kelimeleriyle konuşan her canlıyı kendime yakın hissediyorum"

(evet filmi 38'ince kez izledim de :)

hadi öptm kib bye

okanitto
(bide bu parafı şöyle sağ tarafa güzel güzel konduran arakadaşlar var, isim verip reklam etmek istiyorum winston gibi yesari gibi, güzel duruyo vallahi)

10 Kasım 2009

buralar hep üç nokta

seninle ilgili her şey hala çok heyecanlı bunu sen de biliyorsun. 9u 5 geçe o siren sırasında neler geçiyor aklımdan bilemezsin. bunu ifade edecek cidden kelimem yok. bu hep böyle sürecek bundan da emin ol.

ama yılda sadece birkaç gün böyle yoğun anımsıyorum seni :(

kusura bakmıyosun di mi ?

05 Kasım 2009

eyyy

eyyy bilumum market bakkal çakkal sana diyorum, öyle "bilmemne satışlarımız devam ediyor" yazıyorsun ya her yere, beni hiiç çekmiyorsun, bunu bil. ne merak uyandırıyorsun, ne de harekete geçirebiliyorsun. böyle devam etme. devam eden satışın dibi kalmıştır bana.

ne mi yapcaksın? bak kardeşim "bilmemne satışlarımız başlamıştır" yaz, öyle kalsın. sürekli görenler ne der deme hacı. korkma "bugün manav reyonunda halk günü" yazanlara verdiğim tepkiyi sana vermem. çizginiz farklı bi kere."başladı" yaz. ulan geç kalmayayım der, hop orda olurum.. kaymağını alırım pazarın.

eyy vitrindeki çiftlerce ayakkabıyı teek tek düzelten kunduracı, gözümden kaçmadın. sanki elmas işliyosun, ne bu havalar lan.. hadi neyse devam devam, allah muvaffak etsin.

eyy ayın 2'sinde, taksi faturasını yazarken "abi bugün ayın 10'uydu di mi" diye soran taksici kardeşim, ne içtin sen yahu, haplı mısın, kekli misin hacı.. bu nasıl bir karıştırmadır, nasıl bir hızda dönüyor lan dünyan.

eyy sektöründe zirve yapmış kamyoncu kardeşim, "gökyüzünde yıldız olsam, önce sana kayardım" ne lan! olm sen bi sokakta yaşamıyo musun. yok mu senin bi semtin. yok mu hısım akraba, ince narin bacı hacı. tamam komiksin, bi dolu komiksin de kardeşim, bu nası bi kafa böyle. sempatiklikte sınırları zorlamışsın.

neyse son olarak,

eyyy o güzelim bardaktaki alkollü alkolsüz bilumum içkiyi pipetle içen güzelim hatunlar. hastasınım 6 yaşından beri sşadşasdş, çok çekicisin olm. çirkin kadın yoktur, pipetsiz içen hatun vardır

hadi öptüm kib bye
(pipetle içen, bak bi, seni ayrıca öptüm, msn var mı lan :))

okanitto

the truth is out there

"eminim ki sana bunu düşündürmekten başka seçenek bırakmamışımdır, yoksa bana kızmazdın"

bu nasıl bir sözdür ve bu sözü eden insan, sen ne güzel bir insansın.. işte 'gerçek' burda. aynı kelimelerle olmasa da sana bunu kim söylüyorsa, şöyle güzel bi sarıl ona.

duyduğum en güzel özürlerden biriydi bu. nasıl içten nasıl samimi. her şeyin üstünü çizdim. her şeyi biranda unuttum. aslında kolay da yapamam biliyor musun, hiç kolay unutamam. kıymetli biriyse benim için tertemiz olmalı kardeşim. 7/24 güven teşkil etmeli. en ufak şüphe bizi bozar. tabi kıymetli biriyse. değilse hiç bozmaz, hiç'tir zaten.

ama o kadar iyi hissettirdi ki bu kelimeler! anlatamam.. hemen unuttum. bakar mısın? neye kızdığımı sorgulamıyor bile.. o kadar güveniyor ki bana başka bir yolum olsa zaten ona kızmayacağımı iyi biliyor. çok net.

hayır bu bahsettiğim nezaket silahı ile edilmiş bir cümle de değil. şüphesiz değil. ince çizgiyi zaten asla karıştırmaycaksın kardeşim. aman.

büyütmüyorum inan. çok şanslı hissettim kendimi böyle birini tanıdığım için. neyse işte bunu söylemek istedim.

aynı kelimelerle olmayabilir ama sana bunu kim söylüyorsa, şöyle güzel bi sarıl O'na..

hadi öptüm kib bye

okanitto

03 Kasım 2009

son durak 14 - ofis gerginliği (hayır fantezisi değil)

evet bu son durak'ların hali nice olacak merak ediyorum.. bir değil iki değil yeter ulan, dünyada arkadaşların sırayla öldüğü mekan bırakmadınız kardeşim.

neyse zaten konu da bu değil.
buyrun;

ben ofiste çay kahve içemiyorum biliyo musun! yani içiyorum da rahat rahat içemiyorum (tek rahat yazsam vurgu pekişmezdi). nedeni ise varlığından sual olunmaz çaycı baskısı. evet çaycı baskısı.

türk kahvesinin hastasıyım hacı. 3 yaşından beri "aa kahve içen çocuklar zenci olurmuş, pardon afrikalı amerikalı dicektim" palavralarına hiç kulak asmadan türk kavesi içerim. günde iki tane büyük fincanda içerim hem de. büyük fincanı bilirsin. e tabi bütün gün iki kahveyle bitmez, ne biliyim çaydır, sıcak çikolatadır biraz da onlardan içerim, küsmesinler. ama işte özellikle bu kahve olayı beni artık çok germeye başladı.

ofis gerginliği sahne 2 - çekim 1
*action*
türk kahvesi masaya gelir ve çaycı usulca kadrajdan çıkar(!)
-okanitto: çok teşekkür ederim zahmet ettiniz
-kahve getiren kişi: afiyet olsuuun (u'lar çokca)
*cut*
ofis gerginliği sahne 2 -çekim 1

ama işte bu kadar değil. veriyo kahveyi, lakin bir türlü ayrılmıyor ki! gidiyomuş gibi yapıyor sadece. sürekli mutfağa gidip geliyor. hele o yanımdan geçerken acaba içiyor mu bakışı yok muuu! işte bu bakış beni bitiriyor, sonra şifremi 3 kez hatalı giriyorum, kitliyorum sistemi!
daha iki yudum almadan -nasıl olmuş? soruları başlıyor.
-istediğiniz gibi olmuş mu?
-şekeri nasıl?

geriliyorum hacı ben. tamam içicez işte. zaten zehir versen türk kahvesi diye hüpleticem saniyesinde. bu kadar soruya, göz süzmeye gerek yok. vallahi tüm verimsizliğimden sen sorumlusun. bunu ilk toplantıda dile getiricem ama insan çekiniyor. çünkü biliyorum onlara göre bu sorun bile değil. hayır arkadaşım sorun işte. ama biliyorum o ofistekiler de tek tek başlayacaklar homurdanmaya.

-evet sorun

öptüm kib bye

okanitto

01 Kasım 2009

uzun yolda trt fm dinlenir hacı !

video
*lost highway

geldim ben
giderken yolda bir ilk yaşandı ve yol boyunca radyodan ulaşılabilen tek frekans olan trt fm'den şarkı istedim, e baktık çok samimi bi şekilde "arayın isteklerinizi çalalım" diyorlar, biz de aradık.
hem ben aradım hem kuzen ehehhe

kardeşi gördüm, futbol maçını izledik.
asist yaptı kerata.
sonrasında geleneksel tava ciğer festivali.
önce bir, sonrasında yarım porsiyon daha,
oofff o son ciğeri yemicektik hacı!



istanbul'a kadar güneşi gördüm, tamam soğuktu ama yağmur hiç yoktu..
istanbul'dan sonrası zaten videoda var hacı.

biraz yorgunum, özet geçtim
detaylar sooora.

öptm kib bye

okanitto




31 Ekim 2009

ele verecek buharlaşan sevgimizi

hala yağıyo yağmur, durmak bilmedi vallahi.. bu kez sel haberi pek olmasa da durmuyo işte.

peki bu bizi durdurabiliyo mu ? bakalım;

sinemamıza gidiyor, filmimizi izliyor, vitrinlere bakıyor, yemeğimizi yiyor, ıslanıyor, kuruyor, üşüyor, sonra tekrar yiyor, sonra tekrar içiyor yiyor içiyor yiyor içiyor ( x 3 )
silecekler sürekli çalışıyor olsa da farketmedi gezdik tozduk. akşama kadar da "ooo valla kış gelmiş" geyiği yaptık. hayat işte, ıslatıyor üşütüyor ama devam etmeli, ediyor diyerek işimize bakıyoruz..

bu arada "nefes"i izledim. bir açılış sahnesi var ki feci! askerlik yapmış her insan evladı ürpermiştir diye düşündüm. askerlik yapmayanlar ne hissetmiştir diye de düşündüm, boşver olm ahkam kesme bilmediğin şeyler hakkında dedim sonra. ama o açılış sahnesi aldı götürdü filmi. devamı o kadar iyi olmasa da.. hacı niye bizim hikayelerimiz film olamıyor ! dedik.. ah ulan holivuud olsa 15 film + 8 dizi film + 36 kitap + 23 dvd çıkarırdı kurtuluş savaşı'ndan..neden ulan neden ? neden bize sadece nene hatun resmini yeterli gördünüz. tamam almanlar yenildi diye yenilmiş sayıldık, ok inandık ama çevirin bide bakalım nasıl olmuş bu. gece gece sinirlerim zıpladı yine bak.

neyse kuzene geldik sonra ve hani şu cevizli tahinli kabak tatlısı vardı ya, işte ondan yaptık, derme çatma da olsa biraz. güzeldi hacı. denee. aa öncesinde kankaların kankası kankam, kaşarlı tost yapıcam derken en hassas parmağını* yaktı. bak bu noktada insanı mutlu eden negzel bişey oldu biliyo musun bloggercım; adam parmağını yaktı tost makinasında ve yanık kremi istedi. ben mi abartıyorum bilmiyorum ama elini yaktığında insanı en mutlu edebilecek şey heralde evde yanık kreminin olmasıdır. ne biliyim pek olmaz gibi geliyo bana böyle bi'şey. elini yakıyosun, krem var. ne ala memleket. olmaması lazım, bulamaman lazım. o kadar kötü bi saatte de yakarsın ki açık bi eczane bile bulamaman lazım. ama yok, var işte evde. çok güzel lan.
*orta parmak

yarın da inadına edirne'ye gidiyoruz.. kardeşi görelim, tava ciğer yiyelim dönelim. saatlerimizi ayarladık zabah 9 buçukta ayaklanıyoruz. yavaş yavaş gidicez tamam anneeee demekten yoruldum. neyse geldikten sonra söylenecek sözümüz olursa ederiz. kimsenin hikayesi bizde kalmaazzz.

hadi kib bye (bu ara öpmiyim donuz gribi var:)
inanmiyorum ama bi donuz gribi var ehehe

oky

o değil de..

yahu bi cido$ vardı, nooldu ona !
ben siteye giremiyorum, cidoş geldiysen vuuuuurrr :P

30 Ekim 2009

bir tespit ustası olarak baba.. (bi tane de benden olsun)

bunu çok önce yazmışım ama buraya taşıyım, bugünlerde sözü açılmışken..

-baba midem ağrıyo yaa
-üşütmüşsündür oğlum

-baba başım ağrıyo yaa
-üşütmüşsündür canım

-baba kolum kırıldı yaa
-üşütmüşsündür

valla billa based on a true story,,müthiş tespit eder bi bakışta
ve tabi kahramanım olarak babam..bunların hepsi aynı kişi.